www.sarkpostasi.com

Bir Tutam Federasyon

0

 

Federasyonu Kenan Evrenin başlatttığı onyılın TRT’sindeki kovboy filmlerinden hatırlayabiliyoruz. Konfederasyon güçlerine karşı Federasyon. AKP ile HDP’nin görüş ayrılığı gibi.

Şimdi federasyon gündemi de nereden çıktı demenin tam zamanı. Çünkü siyaset oyununun büyük aktörleri asıl manevralarını yapmak için tam zıt güzergahta yol aldıkları vakidir.

 

Mesela:

Kuzey Kore ile Amerika arasında patlak veren nükleer atışma bunun en güncel örneklerden birisi.

Londra’da tahsilini tamamlayan Kuzey Kore’nin oğul diktatörü, her ne hikmetse ölen babasının yerine geçtikten kısa süre sonra, tahsilini memnuniyetle yaptığı batıya karşı bir anda nükleer bir çığırtkanlığa girişti.

Endişeli batılılar adına Trump amerikan uçaklarına kore hava sahasında sorti yaptırdı, Rocket Man diye gırgır geçti. Rocket Man japonyayı ıskalayan bir roket attı, falan. Sonra çin devreye girdi bütün bunlar olmamış gibi barış masaları kuruldu gelsin rakılar çalsın sazlar.

İki çılgın çıktı meydane, bir anda iş döndü tersane.

Eğer o delilikler yapılmasaydı o mesafe alınamayacaktı. O delilikler gemiyi o istikamete sürmek için var.

Aklıma gelmiyor değil, Türkiyedeki çılgınlık da mı böyle acaba. Türkiyedeki milliyetçi muhafazakar ittifak da bunun için mi var.

Kürt bağımsızlığı için bir müjde yani. 2000’lerin başından da bir örnek veririm ama hem ülkücü denilen yığını hem hevalleri kızdırmış olurum, kalsın. Kaldı ki bence de zamanı gelmiş bir düşüncenin önünde durulamaz. Zaten ben meselenin şeklinde değilim. Hakikaten. İşin özünü merak ediyorum. Neden-ini.

Gezi notlarımı karıştırınca şu turizm rehberiyle yaptığımız kısa gezi aklımdan çıkmıyor.

Taylandlı karısıyla ahir ömründe mutluluğu yakalayan gezi rehberi Bobb, kuzey ile güneyin kavgasını anlatırken, ve bu arada, kiymeti nedeniyle türkiye buyukelcılıgıne gayet iyi bir arazi verildiğini vurgulamadan bir süre önce (dönemin başbakanı Kazakistana gidince araziniz de büyükmüş dedi ya o zamandan beri bu laf bakınca kupon arazisi gören bir gözün memleket kelimesi ile eş tuttuğu mana olarak beni hem güldürüyor hem tırsıtıyor… neyse…), kuzeyin neden siyahlara özgürlük güneyin ise neden ayrımcılık derdinde oldugunu basitçe şöyle anlattı:

Kuzey sanayileşmişti ve onlara fabrika işçisi lazımdı, güney ise tarımsaldı ve onlara maraba lazımdı. Siyahlara özgürlük bu ekonomik ihtiyaçtan neşet etti, romantik idealizmden mi sanıyorsun?

Bilge rehber Bobb şunu söylüyor. Erek ne ise araç da usul de ona göre seçilir. Bobb’un memleketinden yani federasyonun en yakışıklı durduğu ülkeden bir örnek daha verelim.

Amerikan anayasasının mutfağından bir hatıra:

Abd’de anayasa açık bir tartışma olarak hazırlanıyor. Yani Türkiyedeki gibi partilerin berduş atışması gibi değil… reisin bir sabah kalkıp ben Meksikayı seçtim demesi gibi hiç değil.

Bu müzakereler dönemin gazetelerinde sayfalarca yayınlanıyor. Hatta risale olarak basılıp köy köy dağıtılıp kahvehane köşelerinde evlerde okunup tartışılıyor. Valla.

Bu risalelerden birisinde, kahramanlarımız Alexander Hamilton, James Madison ve John Jay, Publius mahlasıyla şu tartışmayı yapıyor:

Tiranlığa veya çoğunluk despotizmine karşı yasama organını senato ve temsilciler meclisi şeklinde ikiye bölerek, bunların sandalye sayısını, seçilme usullerini, yetkilerini ve görev sürelerini farklılaştırarak bir check-balance oluşturmaya çalıştık, hatta, başkanın da görev süresini ona göre ayarladık ve yetkilerini dağıttık, fikir özgürlüğünü, iletişim ve ulaşım hürriyetini anayasal hak halini almasını öngördük (tabiki türkiyedeki gibi degil) vs vs …

Peki tüm bunlara rağmen bir fikrin, bir partinin, bir akımın, bir başkanın toplumun çoğunluk desteğini yıllarca arkasına alması durumunda; muhalefetin, azınlık siyasi görüşün, %48in, azınlıklarının durumu, akibeti, ne olur, nasıl teminat altında tutulabilir.

Çünkü (diyor kahramanlarımız) çoğunluğun tahakkümü bir tiranın tahakkümünden farksızdır. Demokrasi az ve güçsüz olanın haklarının korunması sözkonusu ise var.

Derler.

Lafı uzatmayalım… Publius hukuki ve siyasi denetleme müesseselerinin iyi kullanıldığı ama buna rağmen egemen bir görüsün on yıllarca devamlılık gösterdiği bir Amerika’da bile zuhur edebilecek despotizmi durdurmak için son bir tedbir önerir. Toplumun çeşitliliğini beslemek. (Bak korumak değil beslemek)

Bu nedenle dunyanın dört bir yanından kendi diyarlarından kovulmuş atılmış sürülmüş topluluklara kucak açılması önerir. Boylece toplumsal çeşitlilik çoğunluk despotizmine elvermeyecek yahut sürdürülemez kılacak. Diversity bir tedbir olarak Amerikan kumaşına iliştirilir.

Yani zamanında ermenilerin, siryanilerin, avrupada emaresi kalmamış tarikatlerin ve cemaatlerin, yahudilerin Amerikaya gelişinin onlara toprak tahsisinin arkasındaki hikaye de bu. Yılda 50 bin kişiye vuran diversity visa, yeşil kart da burdan çıkıyor.

Bizde ise olan çeşitlilik öldürülüyor sürülüyor yok sayılıyor, birlik ve beraberlik her diktatörün bayrağı, hikayesi ve tartışması uzun…

Bu anlayışla bakılınca federalizm Amerikan kurucu babalarının ideal toplum olarak gördüğü toplumsal yapının, çoğulculuğunun, çeşitliliğin bir zarureti (başka burgun de e pluribus unum uzerine konuşalım). Bizde ise böyle kaygıların olmadıgı aşikar. Ne Türkiyede, ne Kürdistanda ne orta doguda.

Gelirse, federasyonun hangi tarafında kalırsan kal, bu topraklarda dibe vurmuşluk ortak kader. Çünkü kalabalıklar bunun için can atıyor.