www.sarkpostasi.com

Yaşar Kemal’in Platonik Aşkı!

0
Türkiye’den bir son dakika haberi: “Ünlü sanatçı Gülriz Sururi 90 yaşında vefat etti. ”

 

Sururi ünlü olmasına ünlüydü , ama bu kadar yaşlı olduğunu bilmezdim. Ta ki bundan 10 yıl önce Hürriyet Gazetesi’nde Dilek Dallıağ’a konuşuna kadar.Sururi’yle yapılan röportajın ilgimi çekmesinin nedeni büyük yazar Yaşar Kemal’di.Evet röportajın kahramanı Yaşar Kemal olunca bu röportajı okumamak haksızlık olurdu.

 

Kemal nasıl dev yazar ise Sururi de öyle dev tiyatro sanatçısıydı.

 

Fakat aralarında başlamadan biten ilişkiyi ilk kez okuduğum o röportajda öğrenmiştim. Sururi bunu “Kıldan İnce Kılıçtan Keskince” adlı anı kitabında yazmış , ama o kitaptan da bu röportaj sayesinde haberim olmuştu.  “Devlerin aşkı büyük olur .” derler ama bu ikili arasında platonik bir aşk söz konusu. Kemal, 40’lı yaşlar olsa gerek, Sururi’ye sırılsıklam aşık ama Sururi hiçte oralı değil. Bu aşk hikayesini uzun aradan sonra Gazeteci – Yazar Soner Yalçın “Siz Kimi Kandırıyorsunuz” kitabında işliyor ve kitapta yer alan o bölüm Hürriyet Gazetesi’nde haber oluyor.Kitapta yer alan aşk hikayesinin haber olması üzerine Hürriyet’ten Dilek Dallıağ soluğu Sururi’nin yanında alıyor.İşte benim büyük keyifle okuduğum ve arşivime kaldırdığım röportajdan o bölümler:

 

– Bir de sizden o anıyı dinleyebilir miyiz?

 

Bir gün Taksim’den dolmuşa bindim, Nişantaşı’nda dublaja gideceğim. Birden fark ettim ki yanımda oturan adam üzerime düşecek neredeyse. Ben kaçıyorum, o daha bir abanıyor. Hay Allah ne yapsak diyorum! Yüzüne bakmaya korkuyorum. O sırada iki kişi kalıyoruz dolmuşta. Adam büsbütün sıkıştırıyor. O zamanlar şoförler gaza basınca kadın kaçırıyorlardı İstanbul’da. Trafik bugünkü gibi olmadığından gaza bastı mı , Naci Osman Bayırı’nda kaldırıyor ayağını pedaldan şoförler.

 

– Kaçırıldığınızı mı sandınız yoksa?

 

Evet, hikaye yazıyorum kafamda. İster misin bu adam şoförle birlik olup beni kaçırsın. O korkuyla Nişantaşı’na varmadan attım kendimi dolmuştan aşağı. Adam da arkamdan indi. Dönüp yüzüne baktım dik dik. “Anadolulu olmalı” dedim içimden, gözlüklerinin altından tam seçemedim gözlerini, ama birini kısarak bakıyordu. Çok esmerdi, pırıl pırıl bembeyaz dişlerini gördüm. Neredeyse koşarak arayı açtım. “Şişşt şişşt küçük hanım, tanışabilir miyiz ?” dedi arkamdan. Arkamı dönüp “Sen peşimi bırakacak mısın, yoksa polis mi çağırayım?” dedim ve dolmuş çapkınının yanından hızla uzaklaştım.

 

– Sonra tekrar karşılaşıp tanışmanız nasıl oldu?

 

O yıllarda Küçük Sahne’nin altında sanatçıların uğrak yeri olan “Kulis” lokal vardı. İlk o yıl gitmeye başlamıştım. Bir gün arkadaşlarımla yemek yerken ,  dolmuşta peşime takılan , bu Anadolulu iri yarı çapkın adam kapıdan içeri  girdi. Doğru bizim masaya geldi. “Bu küçükhanımla tanıştırmayacak mısınız ?” dedi yanımdakilere. Tanıştırıldığımızda katıla katıla güldü ve “Ne korkak şeymişsin sen !” dedi. Her fırsatta anlattı bu hikayeyi herkese yıllarca ve bana kalırsa biraz da süslüyordu son zamanlarda.

 

– Nasıl yani?

 

Sözde “Hiç aynaya bakmadın mı sen !” gibi şeyler söylemişim o zaman, ama vallahi de yalan! Gerçekten güzel bir erkek olan Yaşar Kemal’e ve o yıl üç kez okuduğum “İnce Memed”in yazarına böyle bir şey söylemedim. Bana “Şişşt şişşt küçük hanım diyeceğine, İnce Memed’in yazarıyım demeyi düşünseydi, sonuç belki de başka türlü olurdu! Ama biz ondan sonra çok iyi dost olduk.”

 

– Eşiniz Engin Cezzar bu haberi görünce ne dedi?

 

Daha uyurken katıla katıla gülerek yanıma gelip gösterdi haberi. Bir tek “Ben bu işi biliyorum, anlıyorum , ama Yaşar Bey’in eşi Ayşe Hanım bu haberi ciddiye alıp canı sıkılmasın.” dedi. Sonra Engin, Yaşar’a telefon açtı, güldüler. Ardından ben aldım telefonu, gülüştük. Açıkçası bu söyleşiyi yapmak üzere ben Yaşar’dan izin aldım.

 

– Kendisi ne yorum yaptı peki bu habere?

 

Güldü tabii, ne desin! “Bak, bizim yakışıklı resimlerimizi koyup kitabına reklam yapıyor .” dedi.
Röportajın tamamını bu linkten okuyabilirsiniz:   “https://t.co/CTKxKIW1a3