www.sarkpostasi.com

BEN BİR TÜRK AYDINI OLSAYDIM

0

İSKENDER SEZEK – 


Ben bir Türk aydını olsaydım, insanlara, “İsterseniz bir kez daha Taybet Ana’nın yaşadıklarını hatırlayalım ve oğlu Mehmet’in duygu yüklü mektubunu okuyalım. İnanın bu yaşanmış olay beni derinden sarstı” derdim: “Taybet Ana, Silopi’de 19 Aralık 2015’te öldürüldü, cenazesi 7 gün yerde kaldı, 23 gün sonra toprağa verildi! Taybet Ana’ın oğlu Mehmet İnan annesi vurulduktan sonra duygu dolu bir mektup yazdı: ‘Annem tamı tamına 7 gün sokakta kaldı… Hiçbirimiz uyuyamadık, köpekler gelir, kuşlar konar diye, O orada yattı , biz 150 metre ilerisinde öldük… Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize 7 günde bunu yaptı. 7 gün, tam 7 gün annenizin cenazesi sokak ortasında kalsın… İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor…’”

Taybet Ana’yı hatırlatıp, oğlu Mehmet’in mektubunu okuduktan sonra insanlara “Siz bu ailenin yerinde olsaydınız, ne yapardınız, ne hissederdiniz?” sorusunu yöneltirdim.

Ben bir Türk aydını olsaydım, “Ben her şeyden önce bir insanım” der, 4 Eylül 2015’te Cizre’de vurulan ama ambulans ve taksiler gidemediğinden dolayı kızı Cemile’nin cansız bedeni kokmasın diye 4 gün buzdolabında saklayan Anne Emine Çağırga’nın söylediklerini hatırlatırdım: “Cemile vurulduğunda ben onu içeriye taşıdım. Onun kimlikteki adı Cemile idi ama biz ona Cizîr diyorduk. Ben 3 kez Cizîr diye seslendim. İlk ikisinde bana yanıt vermedi. Üçüncü seslenişimde ‘Ay anne’ deyip yaşamını yitirdi. Parça göğsüne isabet etmişti zaten. Ben yaşadığım sürece o ‘Ay’ deyişi içimden de kulağımdan da gitmeyecek . ”

 

Ben Türk aydını olsaydım, Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Şenlik köyü Hambaz mezrasında, 28 Eylül 2009 günü hayvanlarını otlattığı sırada , üzerine havan topu düşmesi sonucu hayatını kaybeden Ceylan Önkol’u hatırlatır, “ Hala anlayabilmiş değilim, insan canı bu kadar mı ucuz olur bir ülkede? Bir kere her şeyden önce bu bir cinayettir. 12 yaşındaki Ceylan’ın ölümüne ilişkin ailesi tarafından , devlet aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasına karşılık, mahkeme, Önkol ailesine 28 bin 208 lira 85 kuruş maddi tazminat ödenmesine hükmetmiş ve biz hala aydınız diye ortalarda dolaşıyoruz. İnsanlığımıza da, aydınlığımıza da yazıklar olsun. Alın paranızı başınıza çalın.” derdim.

 

Ben bir Türk aydını olsaydım, devletin ilk kez 27 Mayıs 1995’te, gözaltında kaybolan yakınlarının akıbetini sormak için İstiklal Caddesi’nde Galatasaray Lisesi’nin önünde toplanan Cumartesi Anneleri’ne dahi tahammülünün olmadığını söyler, “Böyle devlet mi olur? Böyle devlet anlayışı mı olur? Hangi anne çocuğunun akıbetini bilmek istemez? Bu çocuklar ulu orta değil, gözaltında kaybolmuşlar. Annelerin çoğu Kürt ve Alevi… Devlet bu annelerin çocuklarını gözaltına almış ve kaybetmiş. Bu annelerin ahı arşı titretir. Gözaltında çocukları kaybeden devlet iflah olur mu?” derdim.

 

Ben bir Türk aydını olsaydım, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yayınları’ndan 1982 tarihinde çıkan “Türkiye’de Yıkıcı ve Bölücü Akımlar”  kitabında yer alan “Acaba gerçekten Kürt diye ayrı bir Irk var mıdır? Kürt sözü nereden gelmektedir?  ‘Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz ve kış aylarında erimeyen karlar vardır. Bu karların üzeri, güneş açınca hafif eriyerek buzlaşır, camsı parlak ve sert bir tabaka ile kaplanır. Üst kısmı sert, altı yumuşak kardır. Bu karın üzerinde yürüyünce, ayağın bastığı yer içeriye çöker ve Kart-Kürt diye bir ses çıkarır. İşte bu sese izafeten sıkışmış kara-yatkın kara Kürt kar veya Kürtün denmektedir” ifadelerinden dolayı hicap duyar, “Maalesef Askeri Liselerde uzun süre, öğrencilere bu bilgiler okutulmuş ve bu bilgilere sahip olan öğrenciler, günümüzde tuğgeneral, korgeneral, orgeneralliğe kadar yükselmiş. Hala aklım almıyor bu saçmalığa kim ya da kimler imza atmış” derdim.

Ben bir Türk aydını olsaydım, insanlara, bir dönem maliyenin en tepesindeki isim Adnan Kahveci’nin iki şeyin yapılması halinde Kürt meselesinin asla çözülemeyeceğini söylediğini hatırlatırdım: “Bunlardan birincisi askeri çözüme güvenmektir. Bu, devleti bataklığa sürükler. Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Askeri çözümler hep iç harbi getirmiştir. İkincisi, sorunu zamana yaymaktır. Sorunun çözümünü zamana bırakmak yapılabilecek en büyük yanlıştır. Zaman geçtikçe acılar artıp nefret birikeceğinden ‘halk buna hazır değil’ diyerek demokrasinin gereğini yerine getirmekten kaçınmak sorunu kökleştirir”

Bu hatırlatmadan sonra “Aman ha sakın! Bu iş askerle ve zamana yayarak çözülmez. Adnan Kahveci, Türkiye’nin yetiştirdiği en parlak beyinlerden biridir. Lütfen senede bir de olsa onun merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a sunduğu “Kürt Sorunu Nasıl Çözülmez?” raporunu tekrar tekrar okuyalım” derdim.

Ben bir Türk aydını olsaydım, “Biz Kürtlerle; Malazgirt’te, Çaldıran’da, Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda birlikte omuz omuza savaşmışız. Bu devleti birlikte kurmuşuz. Benim bu devlet üzerinde ne kadar hakkım varsa, onların da o kadar hakkı var. Hem unutmayalım onlar bizlerden çok önce gelmişler bu topraklara. Biz ne yapmışız; Dersim’de, Zilan’da ve bölgenin 4 bir yerinde on binlerce Kürdü katletmişiz, ana dillerini yasaklamışız, her türlü hakarette bulunmuşuz, Diyarbakır Cezaevini cehenneme çevirmişiz, orada akla hayale gelmeyecek işkenceler yapmışız, ya sev ya terk et demişiz, 17 bin faili meçhul cinayete imza atmışız, Kürtleri asit kuyularına atmışız, son 3 yıl içinde şehirlerini dümdüz etmişiz, saçma sapan gerekçelerle Selahattin Demirtaş gibi  liderlerini, milletvekillerini ve belediye başkanlarını tutuklamışız, tüm belediyelerine hukuksuz yere kayyum atamışız, işi daha da kangrenleştirmişiz. Ben aydın değil, aklı başında bir insan olarak söylüyorum bu böyle gitmez. Bu tür şeyleri ancak ülkeyi bölmek isteyenler yapar. Ve işin en acı yanı ülke göz göre göre bölünmeye doğru gidiyor ve biz bunca saçmalığa ses çıkarmayarak seyirci kalıyoruz. Ülkem bir kişinin egosu, ayrıştırıcı dili ve akıl almaz davranışları yüzünden bölünmeye gidiyor, farkında mısınız?” derdim.

Büyük düşünür, yazar, çizer ve her şeyi bilir Türk Aydını Alev Alatlı, geçen hafta “İzdiham” adlı sitede “Ben bir Kürt aydını olsaydım” diye yazı yazmış, bkz: “http://www.izdiham.com/alev-alatli-ben-bir-kurt-olsaydim/ …” Kürt aydınlarına; İndo – Avrupa, İndo – İran dilleri, Ermeni Diasporası, İngilizler, Madam Danielle Mitterrand, Evliya Çelebi’den örnekler vererek,  bazı konuları bir kez daha düşünmeleri konusunda çağrıda bulunmuştu.

Alatlı bu, gün gelir George Orwell gibi bir yazarı, Tayyip Erdoğan’ı alkışlaması için ayağa kaldırır! Gün gelir “Ben bir Kürt aydını olsaydım” diye Kürt aydınlarına akıl satar.

Boşuna dememişler : “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” !