www.sarkpostasi.com

Kawa Nemir ve Erol Şaybak anlattı: Sosyal medyada Kürtçe

Kawa Nemir ve Erol Şaybak anlattı: Sosyal medyada Kürtçe

0

DUVAR – Gelişen kitle iletişim aygıtları ve buna bağlı olarak kullanımı ivme kazanan sosyal medya ağları, birçok alanda olduğu gibi dil ve edebiyat alanında da yansımasını buldu. Birçok edebi, felsefi, sanatsal, sosyal, siyasal vesaire metinler, konuşmalar ve söyleşiler hem kaynak dilde hem de farklı dillere tercüme edilerek başta Youtube uygulaması olmak üzere birçok farklı sosyal medya ağlarında paylaşılıyor. Bu da insanlar, kültürler ve disiplinlerarası iletişimin, etkileşimin, bilgi üretiminin ve tüketiminin niteliğini ve niceliğini değiştirebilmektedir. Başta dilleri olmak üzere, kendilerine dair hemen her şeyin yıllarca yasaklı ve baskı altında olduğu Kürtler gibi uluslar da, isteyerek yahut istemeyerek mevzubahis iletişim teknolojisinin gelişiminden yararlanma gayreti içinde olabiliyor.

 

Peki bu yararlanmanın boyutu ve niteliği hangi düzeydedir? Sosyal medya ağlarının Kürt dili ve edebiyatı özelinde nasıl bir etkisi var? Youtube gibi uygulamalara Kürt dili ve edebiyatı hesabına içerik kazandırmanın ve Kürtlerin bu tür sosyal medya ağlarını işlevsel hale getirmelerinin ne tür sonuçları oluyor? Kürtlerin Kürt dili ve edebiyatı adına bu tür mecralara ilgisi nedir ve buraları nasıl bir “tüketim ahlakı” ile kullanıyorlar? İşte bu tarz ve başka soruları Youtube gibi sosyal medya uygulamalarına Kürt dili ve edebiyatı adına içerik kazandıran isimlerden şair ve çevirmen Kawa Nemir ile yazar Erol Şaybak’a sorduk.

Kawa Nemir

‘TARİH GEÇ KALANLARI AFFETMEZ’

Kürtçe şiirler yahut Kürtçe’ye tercüme edilmiş siirler seslendirip Youtube’da paylaşıyorsunuz. Sanırım başka Kürtler de yapıyor bunu. Peki Kürtlerin bu uygulamaya da geç kaldığını düşünüyor musunuz?

Kawa Nemir: Bilhassa 19. ve 20. yüzyılı göz önüne aldığımda, Kürtlerin matbu tarihinin ve taş plak, LP, kaset ve televizyon kayıtlarının son derece az oldukları kanaatindeyim. Elbette hepimizin az çok bildiği malum tarihsel sebeplerden dolayı. Bu nedenle, Kürtlerin insanlığın teknolojiyi bu düzeye getirdiği bu döneme ve bunun araçlarına bodoslama daldıklarını düşünüyorum. İnternet dünyasını azıcık eşelediğinizde, bu bodoslama dalma hadisesini kendiniz de görebilirsiniz. Fakat bu hepten kötüdür ya da hepten iyidir diyemesem de bu uygulama araçlarıyla kültür hayatımıza katılan şeylerin ne kadarının zamana direnip kalacakları sorusunu önemli buluyorum. Yani bu araçların mümkün mertebede güzel ve seviyeli kullanılması, bence acil ve mühim bir mesele.

Erol Şaybak: Çokça boş zamanın olduğu dönemlerde şiirler seslendirdim çünkü uzunca bir süre Kürtçe seslendirme işleri yaptım. Bir de etraftaki her müsait mikrofona güzel bir şiir okumak çok eğlenceliydi. Sonra baktım Kawa Nemir kendi şiirlerinden birkaçını okuyup yayınlıyor, dedim bi’ dakika! Onu durdurmaya çalıştım çünkü Kawa gerçekten efsane bir şair ve her efsane şair gibi kendi şiirlerini kötü seslendiriyor. (Bu aramızda kalsın lütfen) Birkaç arkadaşla iş arası yaptığımız seslendirmeler de tanıdığım en çalışkan Kürt gençlerinden biri olan Rênas Xendekî sayesinde video olarak sosyal paylaşım platformalarında yayılmaya başladı. Daha önce sadece ses olarak yayınladığımız şiirlere videolar yapıp popüler video paylaşım sitelerinde yaydı. Kürt edebiyatının en az anlaşılan şiirleri olduğu iddia edilen Kawa Nemir şiirleri ‘her şey çok güzel olacak’mış gibi yayılmaya başladı. Hep Rênas sayesinde. Kendisine müteşekkirim ve Asoya Helbesta Kurdî sayfası ile edebî dünyamıza katkılarda bulunduğunu düşünüyorum. Büyük bir prodüktör filan olması gerekiyor ama Cizre’e şu an pedal basıyor. Evet, başka Kürtler de çok güzel şiirler okuyup yayınlıyor ve bunları dinlemek/izlemek kesinlikle çok keyfi verici. Böylesi bir uygulamaya geç mi kaldık sorusuna gelirsek, zaten bizim tam zamanında yaptığımız çok az şey var ve açıkçası geç kalmaktan şikayet etmenin hiçbir faydasını görmedim. Tarih geç kalanları affetsin.

Erol Şaybak

Bu tür uygulamaları ve faaliyetleri, Kürt diline bir katkısı adına mı yoksa edebi-sanatsal bir uğraş olsun mu diye yapıyorsunuz? Ya da her ikisi mi?

Kawa Nemir: Helbesta Cîhanê Bi Kurdî (Kürtçe Dünya Şiiri) adlı, benim radyo dediğim, kanalın hikâyesi kısaca şöyle: Bundan birkaç yıl önce bir akşam Mardin’deki evimin mutfağında edebiyat ortağım Rojda Yaşîk’le şiir çevirisi hakkında sohbet edip metin okumaları yaparken, öyle kendiliğinden birer Walt Whitman ve William Butler Yeats çeviri şiiri okuyup kaydettim, Rojda da Sara Teasdale’dan çevirileri gene bana ait iki şiir okudu ve sonra hemen oracıkta bir Youtube kanalı açtı ve öyle başladı. Sonra, zamanla doğalında daha derli toplu bir şey yapmaya yöneldik. Çünkü şunu fark ettim ki bugüne kadar, neredeyse 30 yıl içinde, İngiliz, Amerikan, İrlanda ve Türkçe edebiyatlarından 8000’den fazla şiir çevirmişim ve tüm bunların içinde çok sevdiğim ve zamana kalacaklarından emin olduğum şiirleri bir daha okumak, yıllar geçerken o çevirilerin uğradığı değişimleri görmeye çalışmak ve, kesinlikle stüdyo kayıtlarındansa o çok sevdiğim ev ortamında, bunları seslendirip kaydetmek mühim; mühim, çünkü ben kendi cephemden bu kadar şiiri Kürtçe yazılan şiire bir etkisi olsun, Kürtçe şiir en azından sözünü ettiğim o edebiyatların şiirleriyle temasta olsun diye çevirdim, fakat bu türden bir etkiyi Kürtçe yazılan şiirin atmosferinde görmedim ya da çok az gördüm. Dolayısıyla, bu edebi stratejiyi biraz daha genişletip bu şiirleri okuyup kaydedip radyomuzda paylaşarak etkili kılmak istedim diyeyim. Ama bir de şu nomad (göçebe – m.z.) hayatım yüzünden yıllar boyunca bir sürü yerde kalan, unutulan ya da kaybolan çok eski şiir okumaları kayıtlarıma özlem duyuyorum. 90’lı yıllarda fırsat buldukça okuyup kasetlere şiir kaydederdim ve bunların benim şiir ve tercüme hayatıma olumlu etkileri saymakla bitmez. Hâlâ öyle bakıyorum bu meseleye ve benim nazarımda şiir, ama iyi şiir, dünyadaki en etkili silahtır ve bu silahı zengin bir biçimde kullanmamız gerektiğine inanıyorum.

‘Kürt diline katkı’ meselesi benim umurumda olan bir şey değil, ben, tarih boyunca uğradığı tüm ağır saldırılara rağmen belli bir birikim ve gelenek oluşturmuş Kürtçe şiirin hakkını vermeye çalışanlardanım ve onu dünyayla buluşturmaya gayret edenlerdenim. Şu ‘katkı’ yaklaşımı, son derece düşük bir seviyedir.

Erol Şaybak: Hayır, başta sadece Kawa Nemir’i durdurmak için yaptım. Edebiyatla uğraşırken başımıza gelen en iyi şeylerden birinin şiir olduğunu hep biliriz. Hele zor zamanlarda şiire sığınmak kesinlikle en güzel kaçış yolu. Öyküyle uğraşıp şiire kaçmak daha bir güzel. Bu anlamda yaptığımız herhangi bir şeyin Kürt diline edebî-sanatsal bir katkı sunup sunmadığını pek irdelemiyorum doğrusu. Ama şu çok hoşuma gidiyor: Biz birkaç arkadaş bir şeyler yapıyoruz ve bu başkalarının da hoşuna gidiyor, yayılıyor ve bir karşılık buluyor. Eğleniyoruz gerçekten. Ben şahsen okurken çok eğleniyorum. Kawa’nın da seslendirdiğim şiirini dinledikten sonraki anlaşılmaktan memnun halini görmek hoşuma gidiyor. Çünkü onun muazzam şiirlerini ‘anlaşılmıyor’ kategorisine koyarak yıllarca kendisine ve şiirine saldıran bir tayfa da var, isim verip rencide etmek isterim ama yeri değil. Kısacası tamamen hobi olarak şiir filan şey ediyoruz…

‘OKUMALAR OLUMLU BİR İLGİ GÖRÜYOR’

Peki şimdiye kadar nasıl bir sonuç elde ettiniz bu etkinliklerle? Kürt dili ve edebiyatı adına var mı elinizde bir getirisi? Daha doğrusu bu faaliyetlere nasıl bir tepki ve ilgi gösteriliyor?

Kawa Nemir: Doğrusu, bu okumalar, çoğunlukla olumlu görülmekle birlikte, çok az dinleniliyor, yani dijital sayaçlar öyle diyor. Ama eğer bir John Keats şiirini 300 kişi, ama gerçekten, dinlemişse ve bu şiir azıcık da olsa onlara tesir etmişse, bu iyidir ve yakın gelecek için bir işaret fişeğidir bence. Öte yandan, hele bu okumalar biraz eskisin, kulaklarımız onlara aşina olsun, ardından insanlar belki asıl meseleye, bu şairlerin kitaplarına yönelsin, bunlar ruhumuzda bir yer etsin, sonra… âlâ olacak derim.

Erol Şaybak: Getiriden kastın nakit TL ya da dolar bazında bir kazançsa kesinlikle külliyen zarar. Ama yeterli ilgiyi gördüğünü söyleyebilirim. Ortamlarda “Ay inanmıyorum, şu meşhur şiiri okuyan siz misiniz?” diyerek şaşırdıklarında kendimi popstar gibi hissediyorum. Başka şairlerden okuduğum çok şiir vardı ama hiçbiri Kawa’nın şiirleri kadar ilgi görmedi. Başta bunu çok garipserdim ama gösterilen ilginin şiirin kendisine, dilimizin o büyülü ve güzel mısralarına gösterildiği çok açık. Kürt dilini gerçekten büyülü buluyorum çünkü Kawa Nemir gibi çok iyi şairler şiirlerini bu dilde yazıyor. Ama bir yan etkisi de oldu bu sürecin: Zaten yeterince popüler olan Kawa Nemir bu şiir videolarından sonra genç kızların yegâne sevgilisi oldu. Telefonlarımıza da cevap vermez oldu. Unutulmaya yüz tutmuş yaşlı tiyatrocular gibi bu aralar ilgisizlikten şikayetçiyim. Başka şiirler de okumayı düşünüyorum ama Kawa’nın Amsterdam’dan dönmesini bekleyeceğim.

Bazı paylaşımlarda “binnivîs/jêrnivîs”, yani “altyazı” da var. Bundaki gaye ne? Böyle bir uygulama neye yarıyor?

Kawa Nemir: Onu bilhassa Asoya Helbesta Kurdî yapıyor, bizim radyo-kanalda kayıtları yayımlanan şiirlerin metinleri alt yazı olarak ya da komple video içeriğinde paylaşılmıyor. Ben şahsen insanların bu kayıtları dinleyip bu şairlerin kitaplarını okumaya yönelmelerinden yanayım.

Bu şiirlerin metinleri paylaşıldığında, sanırım zaten hemen hemen hiç okumayan Kürtler, bu kez de hiç mi hiç okumuyorlar. Buna rağmen, umarım tahminimin tam tersi olup şiirlerin metinlerin videolarda yayımlamak bir şeye, metin okumaya yönlendiriyordur.

Erol Şaybak: Altyazılar şiirlerin daha iyi anlaşılması için Rênas tarafından ekleniyor ve bence güzel de oluyor.

 

‘KÜRTLERİN SON KUŞAĞI, İNTERNETİ HOYRATÇA KULLANIYOR’

Youtube üzerindeki bu tür uygulamalar ve sosyal medyanın sair mecraları sanırım bize sosyal medyanın gücünü ve/veya hayatımızdaki etkisini gösteriyor. Ve Kürtlerin de bundan istifade etmesini düşünüyorsunuz herhalde. Şayet öyleyse, neler yapılabilir ve Kürtlerin mevcut durumda bu sosyal medya mecralarını kullanma durumu nedir? Yani nasıl bir “tüketim ahlakı” var?

Kawa Nemir: Öncelikle şunu belirteyim ki Kürtlerin en son kuşağının çoğunluğu, internet dünyasının sunduğu imkânları son derece hoyratça ve terbiyesizce kullanıyor. Sadece onlar değil hatta, bizim edebiyat camiamızın kendisinde de bazı ‘edebiyat soytarıları’, bu mecradan istifade etmek yerine edepsizlik çıtasını günbegün daha da yükseltiyorlar. İftira, hakaret, küfür, bilgisizliğe ve insanları tanımadan, okumadan, onlarla bir kez olsun konuşmuş olmadan fütursuzca fikir beyan etmeye dayanan mütecaviz saldırılar… Ha, şunu da söyleyeyim, kendilerini eserleriyle, işleriyle ifade edebilmekten yoksun bu kudret mahrumu tipler, böyle davranmakla çok somut bir risk de üstlenmektedirler. Derler ya, dünya küçüktür, benden söylemesi. Hakaretler karşılıksız kalmaz, bu böyle biline.

Adına sosyal medya dediğimiz, maalesef, etkili dünya, aşağı yukarı böyle bir şey fakat bunun tam tersi olması gerektiğinden eminim. Bunun içinse, seviyeli ve faydalı ‘paylaşımlar’ yapmaktan ve bunda ısrar etmekten başka ne gelir ki elimizden… Kullanmasını bilebilirsek, bunun iyi olduğu ve insanlığımızı, konuşma ve tartışma kültürümüzü geliştireceği fikrini, bir nebze de olsa, herkese hatırlatmakta fayda var. Konumuz bu video kanalları olunca, bunları zengin arşivler halinde tasarlayıp herkese mal edelim derim ben.

Erol Şaybak: Doğrusu son yıllarda kültür-sanat hayatımızın irice bir kısmı sosyal medya tarafından yönlendiriliyor. Bu iyi bir şey mi emin değilim. Zaten politik gündemimiz tamamen sosyal medyanın oluşturduğu o buğulu fon üzerinden basit figürlerin çırpınışı şeklinde okunuyor. Hayatımızın tam merkezine gelip oturan bu korkutucu gücün ehlileştirilmesi için bir ‘sanal edep’ gerekiyor. Elbette sosyal medyanın gücünü, olanaklarından mahrum bırakılmış ama yine de öldürülememiş bir dilin hizmetine sunmak apayrı bir başarı olur. Kürtçe’nin, bu büyük olanaklardan bu anlamda yeterince istifade edebildiğini düşünmüyorum. Ama kötü bir noktada değil. Mesela, adı bende mahfuz değerli bir hocamızın derslerinde çokça vurguladığı bir tespit var: “Youtube şimdiye kadar oluşturulmuş en geniş Kürtçe müzik arşividir” der. Hele dengbêjlik alanında muazzam bir veri tabanı. O zaman katkı sunmanın yollarını aramalıyız. Bu güzel dilin ısrarla yeniden yeniden boynuna dolanan zincirlerden kurtularak çağın en demokratik platformlarından oluşan sosyal medyada yayılması ve kendine iktidarsız-muktedirsiz çokça sivil bir alan açabilmiş olması bence gurur verici. Bu çorbada tuzu olsun isteyen herkesi bildiği her dil ve lehçede bir şeyler üretmeye, kaydetmeye ve yaymaya davet etmeliyiz. Bunun da ön koşulu sanırım kimseyi konuşma şeklinden veya yazma biçimden dolayı yadırgamadan ve bit tabii yargılamadan kabullenmektir. Yani “Aaa Hakkari Kürtçesi, çok değişik ben anlamıyorum” tribinden kurtulmamız gerekiyor.

‘SOSYAL MEDYA, KÜLTÜR-SANATI DEJENERE EDİYOR’

Kürtler içinde, bilhassa da gençleri arasında artan bir blogculuk göze çarpıyor. Yanısıra dergicilik faaliyetleri de söz konusu. Hatta e-dergi çalışmaları oluyor. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kawa Nemir: İnternet dünyasının sunduğu birçok şeye aşina değilim belki ama blogları severim ve severek takip ettiğim ve iyi bulduğum birçok Kürtçe blog var. Bu eğilimi iyi ve değerli buluyorum ve kanımca internetin güzel bir yanı da bu. Kağıda basılı materyalleri şüphesiz hiçbir şeyle değişmem ama iyi bloglar da, kaliteli e-dergiler de çoğu zaman insana yeni pencereler açabiliyor. Bu türden çalışmaların ruhuna sinen o şahsiliği seviyorum ben ve bu da aralarında güzel ve seviyeli olanları takip etmem için iyi bir neden. Umarım sağlam Kürtçe blogların ve e-dergilerin sayısı artar.

Erol Şaybak: Blog ve mikroblogların hâlâ tam olarak anlayamadığımız mefhumlar olduğuna inanıyorum. Evet, keşfettik onları, belki farkında olmadan dilimizin bu imkânlardan yararlanmasını sağladık ama sonra dönüp bakınca bu alanlarda bir istikrarsızlık olduğunu görüyoruz. Belki de sürekli bir devinim hâlinde olmak iyi bir şeydir ama pek çok şeyin değişimler değil de denemeler şeklinde yapıldığını görüyorum. Dergilerin ve fanzinlerin havada uçuştuğu bir dönem vardı ama bitti. Asıl sorumuz şimdi blogların ve kanalların bu boşluğu doldurup dolduramayacağı. Veya mikrobloglara rakip olacak, yazıdan çok görsel materyal paylaşma çılgınlığını da bir nebze dizginleyecek yeni sosyal mecralar ortaya çıkacak mı, emin değilim. Bunlara cevap bulmak için sanırım erken. Dergi veya e-dergi çıkarma heveslerimizin çabuk sönmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Çünkü genelde bir Don Kişot çıkar, birilerini organize eder, dergi veya fanzin çıkarır. Sonra yorulur ve bırakır. Kürtçe, dergiler mezarlığıdır. Daha iyi örneklerde ise dergi grubunun içinden birkaç ayrı fraksiyon oluşur ve yepyeni dergilere doğru yelken açılır. Sonuçta ikisi de basım imkânı bulamaz ve artık yayınlanmaz. Bunun bir kısır döngüye dönüşmekte olduğunu görmek trajik ama bu sadece Kürtçe’nin karşı karşıya olduğu bir tehlike değil çünkü sosyal medya, kültür-sanatı bir bütün halinde dejenere etmeye devam ediyor. Buna karşı direnebilmek çok zor geliyor bana.

‘ŞARTLAR ZOR’

Mesela şuna da rastlıyoruz Youtube uygulamasında: Bir Fransız, İngiliz, Alman vs. yazar, filozof yahut edebiyatçının bir videosunun başka bir dilde alt yazılı olarak yayımlandığı paylaşımlar oluyor. Bunu Kürtçe için de düşünüyor musunuz? Mesela Tolstoy’un, Bernhard’ın, SylviaPlath’ın, Lacan’ın veya Foucault’nun bazı video yahut ses kayıtlarının Türkçe alt yazı olarak yayınlanıyor. Kürtçe için de böyle bir şey var mı aklınızda?

Kawa Nemir: Ara sıra rastladığım böyle videolar var, Kürtçe için de böyle şeyler yapılsa iyi olur. Ama o da bir mesai ve bizden daha genç arkadaşlar yapmalı. Ya da en azından tüm bu yoğunluğum arasında benim işim değil bu. Şunu önerebilirim: Çeviriye yeni başlayan arkadaşların böyle videolar yapmaları, onları geliştiren bir çalışma olur kanaatindeyim. Yanı sıra, internette dolaşan Kürtçe güzel işlerin çoğalması beni mutlu eder ve bu hepimizin faydasına.

Erol Şaybak: Bu tür edebî içerik üretimlerinin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Ama ondan önce bahsettiğiniz yazar ve düşünürlerin kitaplarının düzgün edisyonlar ve kompleksi olmayan çevirilerle Kürtçe’ye kazandırılması gerekiyor. Mesela şimdi Foucault’un İran’la ilgili düşüncelerini Kürtçe altyazılı bir video olarak izlemek isterdim. Zamanla ortaya çıkacak bir külliyatın bahsettiğiniz bu içerik üretimlerine de zemin hazırlayacağını düşünüyorum. Son yıllarda çeviride ve akademik yayınlarda Kürtçe’nin ciddi bir mesafe kaydettiği aşikar ama aynı şekilde edebî veya sanatsal bir içerik üretim çılgınlığını tetiklediğini de söyleyemeyiz. Kürtçe’nin resmî bir dil olarak kabul edilerek ciddi bir ekonomik destekle canlandırılması belki bir umut olabilir. Keşke petro-dolarlarımız olsa da Rusça bilen genç Kürtlerden bir çeviri grubu oluşturup Fyodor Mihayloviç Dostoyevski beyefendinin romanlarını Kürtçe’ye çevirebilsek. Bu sorunun muhattabı bence üniversitelerimizde işlevsizleştirilen kürsüler, çevirmenlerimiz ve yayıncılarımız olmalı. Onların da çok zor şartlardan geçtiğini unutmamalıyız. Düşünün ki şu an Kürtçe bölümünde doktora yapan arkadaşlarımız tezlerini Türkçe yazmak zorundalar.

‘KÜRT DİLİ VE EDEBIYATININ SANAL ALEMLE OLAN SAKAT İLİŞKİSİNİ ŞAİRLER, YAZARLAR, ÇEVİRMENLER VE AKADEMİSYENLER DÜZELTEBİLİR’

Peki son ve genel bir soru: Kürt dili ve edebiyatı sanal alemle nasıl bir hasbihal içine girmeli? Bu iki alan arasında bugün var olan karşılıklı ilişkiyi yeterli yahut yetersiz bulma konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kawa Nemir: İyi soru. Kürt dili ve edebiyatının sanal alemle ilişkisi, yukarıda da vurguladığım gibi, çoğunlukla Kürtçenin ve Kürtçe edebiyatının aleyhine işleyen sakat bir ilişki türü ve bunun düzelmesi, Kürt şairlere, yazarlara, çevirmenlere ve akademisyenlere bağlı. Onlar eğer umduğumuz şuura sahiplerse, interneti bir batakhane gibi kullanmaktan ziyade dilimizin ve edebiyatımızın faydasına olabilecek bir biçimde kullanırlar. İnternet, herkes için olduğu gibi, biz Kürtler için de muazzam bir imkan ve sahiplerinden ve kurumlarından alınacak izinlerle edebi geleneğimize ait yığınla eser dijital dolaşıma dahil edilip herkesin hizmetine sunulabilir. Bunu derli toplu bir biçimde yapmak o kadar da zor değil fakat, belli ki, öncelikle kişilerin ve kurumların belli bir şuura ve perspektife sahip olması gerekir ki böyle bir hedefe yönelebilsinler.

Erol Şaybak: Zamanında birine Kürtçe’yi dirilten adam dediler Facebook’ta. Bir hafta buna güldük. Melayê Cizîrî misin mübarek!.. Değişik bir tımarhane olduğu için bence sanal alem Kürt edebiyatını rahat bırakmalı. Herkesin delisi kendine. Çünkü ayrışmaların ivme kazandığı yer orası. Henüz tam olarak ortaklaşarak bir millet olduğunu idrak edememiş topluluklarda böylesi ayrışmalar kolayca büyük dertlere dönüşebiliyor. Bu yüzden bizim için sanırım Bauman’ın tespiti çok yerinde: “Sosyal medya bir tuzak.” Aslında sadece edebî bir bölünmeden bahsetmiyorum. Her alanda klikler ve cemaatler oluşmuş, herkes kendi mevzisinden ötekine ateş ediyor ve bu tabii ki edebiyat dünyamız içinde de gerçekleşiyor. Ayrıştırılma sebebimiz ekseriyetle politik, keşke tamamen edebî olsa. Bu görünmez savaşın iyi edebiyat ile kötü edebiyat arasında olmasını tercih ederdim. İyi edebiyatın bir şekilde kendine sosyal mecralarda da alan açabileceğine ve yolunu bulacağına inanıyorum. Ne yazık ki bu derin yarılma ediplerimizin zihnindeymiş ve sanırım sanal alemle edebiyatımızın kurduğu bağ doğru iken ediplerimizin kurduğu bağ yanlışa meylediyor.

Mustafa Zengin/Duvar