www.sarkpostasi.com

KÜRT KAPANI

0

Victor Hugo der ki “Dünyada hiçbir şey, zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü değildir.” NATO’nun bilmem kaçıncı büyük ordusu olsanız bile, şu an uluslararasılaşmış ve etik üstünlüğü açık ara önde olan Kürt meselesi karşısında çuvallamanız her an mümkündür. Işid barbarlığına karşı cesurca savaşan  sempatik halleri, hümanist ve seküler yaşam tarzlarıyla Kürt kızları dünyaya bir şeyler anlattılar ve çağdaş dünya gereken mesajı aldı. Ayrıca Kürt karşıtlığı da haliyle Türkiye’yi Işid’in doğal hamisi yaptı. Lafı hiç eğip bükmeye gerek yok; şu an Ortadoğu’da aydınlıkla karanlığın ölümüne mücadelesi var ve Kürtler aydınlığın baş aktörleri olarak sahnedeler. Karşı cephede kim olursa olsun karanlığa hizmet etmekten başka bir anlamları yoktur. Bu ortamda Kürt meselesi Türk Devleti’nin Aşil topuğudur. Türk Devleti yaptığı bütün hamleleri Kürtlerin yaşam alanını daraltmak ve bitirmek üzerine kurguladığı için onurlu bir çıkış yakalaması artık mümkün değildir. Coğrafyayı rahatlatacak bir adımı atamayacağı aşikardır. Buna karşın Kürtler’in hak arama mücadelesi bir noktaya taşınmış ve geri döndürülemez bir şekilde tarih şeridindeki seyrine başlamıştır.

 

Kürt meselesi artık dünyanın gündemine kalıcı bir şekilde oturmuştur. Irak’ta belli bir anayasal statü ve kısman de olsa teritoryal bir hakimiyet var, Suriye’de de mesele anayasal aşamaya gelmiştir. Dolayısıyla gözler İran ve Türkiye’ye çevrilmiştir. Aslında Kürt sorununun birincil muhatabı Türkiye’dir. Zira bu sorun esasında Osmanlı’dan devralınan mirasın Türk ulus devletine evrilmesiyle başlamış ve bitecekse de Türkiye’de bitecektir. İran bu konuda daha esnek politikalar üretebilecek siyaset aklına sahiptir. Hatta orada Kürdistan diye bir eyalet bile var ama aynı şey Türkiye için geçerli değil.

 

Kürt kelimesi kırmızı görmüş boğaya çeviriyor Türk Devleti’ni. Son zamanlarda beka diye kitlelere pompaladıkları ajitasyonun da ırzına geçilmiş gerçeğin, milliyetçi kesimin kucağına bırakılan piçinden başka bir şey değildir. Evet, Türk ulus devletçiliği bu coğrafyaya giydirilen deli gömleğidir ve kaçınılmaz sona yaklaşmaktadır. Başta Türkler olmak üzere coğrafyanın hiçbir unsuruna huzur getirmeyen, bugün yaşadığımız ve çok daha dehşetini yaşayacağımız neredeyse kesin olan kan banyosunun biricik sebebi bu ulus devletçiliktir. Karşısına koyduğu Kürt varlığını düşmanlaştırarak ömrünü uzatmaya çalışmakta fakat her adım Türk Devleti için Kürt kapanına dönüşmektedir. Çünkü tarihin akışı farklı yöne doğrudur.

 

Bu kadar alt üst oluşun yaşandığı bir coğrafyada her devlet, her kurum, her yapı sarsılacaktır. Temennimiz; bu kaotik ortamın bütün halklar için aydınlık yarınlara dönüşmesidir. Elbette ki bu ancak ve ancak halkların birbiriyle dayanışmasıyla mümkün olacaktır. Fakat ne yazık ki Türkiye’de faşizme desteğin toplum nezdinde neredeyse yüzde seksenlerde olması gelecek günler adına ürkütücüdür. Bu kadar yüksek bir kitle desteğini arkasında hisseden şanlı tarih takıntılı patolojik kafa, bütün coğrafyayı yangın yerine çevirmek için sadece Avusturya-Macaristan imparatorluğu veliahtının öldürülmesi türünden bir sebebe bakar.

 

Geldiğimiz noktada Kürt meselesi artık üstüne yatılacak, halının altına süpürülecek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Türkiye’nin önünde iki seçenek vardır. Ya Kürtlerle barışı esas alıp coğrafyada büyüyecek ya da yüz yıl önceki reflekslerine geri dönüp Ermeni ve Rumlara yaptığı gibi  Kürt soykırımını gündemine alıp küçülecek.

 

Sizce şu anda hangi seçeneğe daha yakınız?