www.sarkpostasi.com

Bir ülkeden bir iç ülkeye…   

0

 

Yüksekova’da yasağın kalkmasıyla beraber olanları yerinde görmek, insanımızın sorun ve sıkıntılarına tanıklık etmek adına Yüksekova’ya doğru yola çıktık. Olağan olmayan bir yere ve yaşama ilk adımı Yeni Köprü askeri kontrol noktasında atıyorsunuz. O andan itibaren güzergâhınız boyunca hiçbir şeyin normal, olağan, yaşanabilir olmadığını, olmayacağını anlıyorsunuz.

 

Yeni Köprü askeri kontrol noktasında kimlik kontrolü esnasında manidar bir olay yaşadık. Bir arkadaşımız kimliğini yanına almayı unutmuştu fakat Allah’tan pasaportu cebindeydi, Yüksekova’ya pasaportla girmiş oldu. “Bir ülkeden bir iç ülkeye gidiş” daha nasıl tarif edilir?

 

Yüksekova girişine birkaç km kala, hastane civarında yine kontrol noktası, yine uzun araç kuyruğu, arama noktasını yaya geçmeye çalışan telaşlı insan kalabalıkları, Suriye’yi aratmayan göç manzaraları… Şehre girişte anlıyorsunuz ki Gever’in gözlerinin feri sönmüş, neşesinden eser kalmamış. Her köşe başında zırhlı araçlar, TOMA’lar, silahlarını vücutlarının değişik yerlerine bağlayıp sergileyen kovboy edasında polisler ve caddelerde çaresizce gezen tek tük insanlar.

 

 

Aslında ilk bakışta hiçbir çatışmanın izini göremiyorsunuz. Olağanüstü bir şeylerin olduğunu hissediyorsunuz fakat ipek yolu güzergahı boyunca her şey yerli yerinde. Lakin çarşının içlerine ve mahallelere uzandığınızda tanık olacağınız şey kesinlikle bir iç savaş görüntüsünden az değildir. Açık ve net görülüyor ki mahallelerde yerdeki parke taşından tutun da evdeki çatal bıçağa kadar her şeyle savaşılmış.

 

Sadece savaşmakla mı kalmış? Keşke diyesi geliyor insanın. Duvarlara, evlerin içlerine öyle aşağılayıcı, yaralayıcı yazılar yazmışlar ki insan insanlığından utanır.

Yazılamalarda Karadeniz illerinin isimleri de çok kullanılmış. Bu, iki bölge insanını karşıt göstermek adına yapılmış bilinçli bir şey midir bilmiyorum. Benim gördüğüm Yüksekova Pablo Picasso’nun İspanya İç Savaşı’nı anlatan Guernica’sı neyse tamamıyla oydu.

 

Yüksekçe bir binayı binlerce kez kurşunlayıp, delik deşik edip en tepesine Türk bayrağı asmanın bu ülkenin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine nasıl bir katkısı var?

Tarumar ettiğiniz bir yerde bayrağı aşırı görünür kılıp o bayrağı sevdirebilir misiniz?

Ya da hendekleri ve beraberinde silahlı çatışmayı yaşam alanlarına çekerek kime hangi katkıyı sağladığınız, binlerce Kürt’ün öz yurdunda mülteci olması kime ne katkı sağladı?

Yukarıdaki sorular, yerle bir edilmiş mahalleleri dolaşırken gayrı ihtiyari aklıma takıldı. Kaldı ki, evleri zarar gören insanların kahir ekseriyeti 90’larda köyünden göçertilmiş, aldığı üç beş kuruş tazminat parasıyla Yüksekova’da başını sokacağı bir ev yapmış yoksul insanlar. Şimdi yeniden yersiz ve yurtsuz kaldılar. 90’lara geri dönülmesin derken, 90’ları arar hale geldik. Halk, üzgün, mutsuz ve öfkeli. Bu öfkenin muhatabı sadece evlerini, iş yerlerini, memleketlerini yakıp yıkanlar değil. Hendekleri yaşam alanlarına taşıyıp, sivil halkı çatışmanın tarafı olmaya zorlayan PKK de ciddi anlamda eleştirilerden nasibini alıyor. Ben bu yeni güvenlik konseptinden pek bir iyi niyet sezmedim. İyimser olmak için de bir işaret yok. Yine de olumlu düşünelim; sanırım bu yeni güvenlik konsepti bize bir şehrin nasıl yıkılıp yeniden kurulduğunu uygulamalı olarak göstermek istiyor.