www.sarkpostasi.com

Tülay Hatimoğulları: Tabutların gelmesi hepimizin sorunudur

0

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecridi ve Mehmet Öcalan’ın İmralı görüşmesini değerlendiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, “Yarın cezaevlerinden ve Avrupa’dan tabutların gelmesi hepimizin sorunudur. Tabutları ekrandan film izler gibi izleyemeyiz. Daha çok geç kalmadan herkes elini vicdanına koymalı ve harekete geçmelidir” ifadelerine yer verdi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevi 70’inci gününde sürerken, birçok cezaevinde başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri de devam ediyor.

-PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması için DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in açlık grevine başlamasıyla süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri cezaevleri ve yurtdışına yayılmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan İmralı’da çok kısa süren bir görüşme gerçekleştirdi ve bu görüşme sonrasında kamuoyuyla sadece sağlık bilgisi paylaşıldı. Görüşmenin akabinde yapılan İmralı görüşmesi HDP tarafından AKP-MHP oyunu, Koma Civaken Kurdistan (KCK) tarafından ise özel savaş stratejisi olarak değerlendirildi. Tüm bu açıklamaların ardından açlık grevine girenler tecridin kalkmadığını ve açlık grevine devam kararı aldıklarını açıkladılar. Son İmralı görüşmesi 2,5 yıl önce yine Mehmet Öcalan tarafından gerçekleştirilmişti. 2,5 yıldan sonra yapılan görüşmeyi ve akabinde gerçekleşen açıklamaları ve kararları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Takdir edersiniz ki İmralı tecridi tarihin en uzun tecrididir. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) dahi bu konuda üzerine düşeni yerine getirmedi. Bir hukuk devletinde yasalar tutsakların/mahkûmların/esirlerin haklarını tanımlamıştır. Uygulama bu haklar çerçevesinde olmalıdır. (Aile bireyleriyle, avukatlarla görüşme vs.) Kaldı ki Sayın Öcalan’ın Kürt halkı için önemini ve etkisini bilen devlet/hükümet çözüm sürecinde kendisini de muhatap almıştır. Üç yıla yakın bir zamandır hiç kimseyle görüştürülmeyen Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin kalkması için süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine giren Leyla Güven’in de durumu ağırlaşmıştır. Açlık grevi cezaevlerinde, Türkiye ve Avrupa’da süresiz/dönüşümsüz, süreli/dönüşümlü şekillerde dalga dalga yayılmaktadır.

Faşist rejimin inşa sürecinde her türlü muhalefeti ve özellikle kitleselleşme eğilimi gösteren çizgiyi her yöntemi kullanarak bastıran bir iktidar var. Açlık grevi direnişinin böyle bir etki yaratmasından çekiniyorlar. Üç yıla yakındır her hafta düzenli bir biçimde görüşme için talepte bulunan aile her seferinde olumsuz yanıt alıyorken; 12 Ocak, hem de Cumartesi günü, Mehmet Öcalan’ın apar topar görüştürülmesi elbette yoruma muhtaçtır. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki Leyla Güven’in başladığı ve gittikçe yayılan açlık grevi direnişi ilk somut sonucunu vermiştir. Direne direne kazanma olanaklarını gösterme konusunda hafızalar tazelenmiştir. Öte yandan iktidar sanki amaç sadece kısacık bir görüşmeymiş gibi “dediğiniz oldu, bırakın açlık grevlerini” mesajı da vermek istedi. Bütün bunların yanı sıra yaklaşan 31 Mart seçimlerinde Kürtlerin oylarını almak isteyen bir AKP var. Kürt halkı bu konularda yeterince bilinçlidir. Nitekim Mehmet Öcalan’ın İmralı görüşmesi gerçekleşmesinden sonra Leyla Güven açlık grevine devam edeceğini ifade etti. Çünkü ağırlaştırılmış tecridin tamamen ortadan kaldırılması için direniyor.

-Geçmiş açlık grevlerine baktığımızda grevlerin insan sağlığı açısından kötü sonuçlar doğurduğu ortada. Açlık grevcileri kritik aşamaya doğru ilerliyor. Sizce açlık grevleri kötü sonuçlar doğurmadan yeniden bir İmralı görüşmesi ve tecridin kaldırılması ön görülüyor mu?

Bizim temennimiz tecridin kalkması ve amaç hâsıl olunca açlık grevlerinin elbette bitmesidir. Ne yazık ki dünya tarihinde uzun süre devam eden açlık grevleri sonucunda yaşamını yitiren, bedeninde kalıcı hasar meydana gelen insanlar çok sayıdadır. Bizlerin isteği; Leyla Güven’in ve açlık grevinde bulunan diğer tüm arkadaşların uğrunda ölecek kadar sevdikleri hayata tutunmalarıdır. İktidar bu çığlığa, duyan kulağını vermelidir. Bu süreçte ne cezaevlerinden ne de Avrupa’dan cenaze haberleri almamalıyız.

-İktidarın büyük baskısıyla beraber halkta ciddi bir endişe söz konusu. Öyle ki açlık grevleri için insanların sokağa çıkması çok zorken parti binalarına asılan pankartlar nedeniyle parti yöneticileri gözaltına alınıyor, açlık grevleri için sokağa çıkan halk ve milletvekilleri darp ediliyor. Böylesi bir süreçte demokratik haklar bile kullanılamazken ne yapmak gerekiyor?

Demokratik haklarımızı kullanabilmek için her yol ve yöntemi denemeliyiz. Leyla Güven dört duvar arasına sıkıştırılmak istenen hayatlara/tecride/mücadeleye karşı “bizleri hapsedemezsiniz” dedi. Gün geçtikçe de dünya kamuoyunun vicdanına daha çok değecektir bu direniş. Bizler her alanda (sokakta, okulda, fabrikada, işyerinde, demokratik kitle örgütlerinde, mecliste) faşizmin ağır baskıları altında mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiçbir zulüm payidar kalmaz. Önemli olan her umudu yitirmemek, arayışımızı sürdürmek, pes etmeden yan yana durabilmek.

-Meclis açlık grevlerini nasıl değerlendiriyor?

Açlık grevleri en son başvurulan direniş biçimidir. Eğer bir insan ya da bir grup açlık grevine karar vermişse bu aşamaya kadarki bütün yolları denediği içindir. Açlık grevleri önemli bir sivil itaatsizlik eylemidir. Yarın tabutların gelme ihtimali olan açlık grevine karşı meclis büyük bir duyarsızlık içindedir. HDP grubu mecliste ısrarla bu konuda dikkat çekiyor. Açlık grevinde durumu oldukça kritik bir aşamaya gelmiş olan Leyla Güven’in meclisin bir üyesi olduğunu hatırlatmak isterim. Bu iktidar döneminde Meclis tarihinin kara sayfalarında “üyesinin hukuksuzca cezaevinde bulunmasına seyirci kalmakla yetinmeyip, ölüme gidişini an an izleyen” olarak geçecek. Bu kara lekeden kurtulmak için sayılı günler var. TBMM, Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in talebine kulak vermelidir.

-Son söz;

Açlık grevi sadece Kürt halkının sorunu değildir. Yüreği ve bilinci barış, eşitlik, kardeşlik, adalet, özgürlükten yana olan tüm halkların; işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, LGBTİ’lerin, doğa ve insan hakları savunucularının sorunudur. Yarın cezaevlerinden ve Avrupa’dan tabutların gelmesi hepimizin sorunudur. Tabutları ekrandan film izler gibi izleyemeyiz. Daha çok geç kalmadan herkes elini vicdanına koymalı ve harekete geçmelidir. Yarın çok geç olabilir.