www.sarkpostasi.com

Tunç El / Robin Duman

0

Türk Siyasal Aklı, yola getiremediğine Tunç El’ini göstermekte mahirdir. Bu ilk kuruluş yıllarından beri böyle olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Tarihini, ilk seçimlerin yapıldığı ve fiili cumhuriyet yönetiminin başlangıcı olan 1908’le tarihlendirmekte bir sakınca görmüyorum. Bu, birinci cumhuriyetin fiilen ilanıydı. İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), bir anlamda darbeyle başa gelmiş ve yapılan seçimlerle çoğulcu bir anlayışın geleceğini deklare etmişti. Ancak fiiliyatta öyle olmadı. Abdülhamid’i tahttan indiren halkların direnişi değil, Makedonya’da ayaklanan askerler olmuştu. Nitekim 1909’da İstanbul’da ayaklanan Saltanatçıların üzerlerine inende İTC’nin Tunç El’iydi. Hareket Ordusuyla Saltanatçıların karşı karşıya gelmesi bir iktidar mücadelesiydi, ancak aynı el, Adana’da soykırıma uğrayan II. Meşrutiyet’in müttefiki Ermenileri korumak için Saltanatçıların kafasına inmekten imtina ediyor, bir anlamda birbirine kırdırma politikası yürütülüyordu.

Tunç El sonrasında, 1913’te, Bab-ı Ali’nin kalbine indi ve İTC yönetimi tamamen ele geçirdi. Bu artık çoğulcu bir düzenin değil, tek tip bir ulus dizaynına ilerleyen sürecin başladığının açık işaretiydi. Ermeniler gelmekte olanın farkındaydılar. Ermeni Devrimci Armen Garo, Talat Paşayla yaptığı son toplantıda açıkça Ermenilerin tasfiye edileceğini ancak Kürtlerin tasfiyesinin İTC’nin sandığı kadar kolay olmayacağı dile getiriyordu. Nitekim Garo haklı çıkıyor, 1915’te Tunç El bu defa Ermenilerin üzerine iniyor, Osmanlının gayrimüslimleri korkunç bir şiddet dalgasıyla tasfiye ediliyordu. İTC’nin Tunç El’i görevini tamamlamış, eli kullanan gövde kıyafet değiştirmiş, ancak içindeki karakter aynı kalmıştı. İTC’nin ardılı Kemalist Hareket bu defa Tunç El’i 1919’da Rumların üzerine indirecekti. Rumların tasfiyesi de Ermeni ve Süryanilerinkine benzer şekilde olmuş, malları Emvâl-ı Metrûke ile müsadere edilmişti. Ancak Türk Ulus Devletinin önüne her defasında, bir önceki tasfiyeden ders alan unsurlar çıkıyordu. Bu defa Tunç El, Kürtlerin üzerine inecekti. Kürtlere yönelik soykırım dalgası Dersim’de neticelenecek ve Seyyid Rıza’nın direndiği Dersim’in adı, tüm bu tasfiye hareketinin şerefine Tunceli olarak değiştirilecekti; Türk’ün Tunç Eli.

Tunç El kitlelerin üzerine inme görevini başarıyla yerine getirse de kalan kılıç artıklarının üzerine, yani 6-7 Eylül’de Türkiye’de kalan bir avuç Rum’un, Maraş’ta Kızılbaşların, Sivas’ta Alevilerin ve aydınların, 68 Kuşağı öğrencilerinin, 12 Eylül 1980’de Türkiye Solunun ve uyanış gösteren Kürtlerin, Ermeni Devrimci Geleneğinden gelen Hrant Dink’in üzerine indi. Ama Tunç El, halkların üzerine indikçe halklar çelikleşti. Nitekim gücünü toplayan direniş, Türk Siyasal Aklının nevzuhur hali AKP-MHP İttifakına okkalı bir tokat indirdi. Buna cevap gecikmedi; askerlerinin öldüğü yeri dahi açıklayamayan bir iktidar, kendi iktidarını korumak için savaşa sürdüğü ve nerede öldüğü çoğunluk tarafından bilinmeyen bir askerinin cenazesine katılan ana muhalefet partisinin liderine Tunç El’ini indirdi. Kaderin cilvesi midir bilinmez, ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 1938’de kurucu parti CHP’nin tek parti iktidarının Tunç El’inin indiği Dersim’de doğmuştu. Kılıçdaroğlu her ne kadar Tuncelili olmuş olsa da, Yenikapı’da Türklük Sözleşmesine biat etse de, HDP’lilerin rehin alınmasına “anayasaya aykırı ama evet” dese de demokratik siyaset kanallarını kullandığı için devletin Tunç Eliyle bir kez daha yüzleşmişti. Kılıçdaroğlu’nun günahı-sevabı bir yana, kendisine yapılan saldırı Türkiye’nin durumunun vehametini tüm çıplaklığıyla göz önüne sermektedir. Türklük Sözleşmesi artık kendisine biat etmeyen Türk’e de Tunç El’ini göstermekte beis görmemektedir. Dolayısıyla bu artık bölünme paranoyasının da ötesinde bir soruna işaret etmektedir.

Robin DUMAN