www.sarkpostasi.com

Erdoğan hukuka geri döner mi?

0

İSKENDER SEZEK – 

Erdoğan Hukuka geri döner mi?

Uzun süredir yazmıyorum. İnsana bir süre sonra yazı yazma isteği de gelmiyor. Mesleğim gazetecilik olmasaydı gündemi de pek takip etmek istemezdim.
Hele hele Türkiye gündemi artık bende bıkkınlık uyandırmış durumda. Bu satırları bile yazarken diz üstü bilgisayarımda Aram Tigran’ı dinliyorum. Ay Dilbere’yi söylüyor. Dinledikçe daha keyif alıyorum. “Keşke Tigran’ın Kürt Müziğine katkılarını yazsaydım” diye mırıldanıyorum.

Evet gündem İstanbul seçimleri, 31 Mart öncesinde bununla ilgili sarkpostasi.com ’da “İstanbul’da Kürt Oyları” başlıklı geniş bir yazı yazdım. Bkz:  “  http://www.sarkpostasi.com/2018/11/28/istanbulda-kurt-oylari/   “ O yazıda özellikle büyükşehirlerdeki Kürt oylarına dikkat çektim. Sadece İstanbul’da seçmenin yüzde 26’sını Kürtler’in oluşturduğunu özellikle vurguladım. Ve Kürtler, büyükşehirlerde AKP’ye oy vermezse bunun AKP için sonun başlangıcı olacağını söyledim. Hem 31 Mart öncesi hem 23 Haziran öncesi seçimlere dair sosyal medya paylaşımlarım aşağıdaki gibidir.

6 Şubat 2019 RTE, 1994 yerel seçimlerinde İstanbul’da Kürtlerin oylarıyla belediye başkanı seçildi. O seçimlere HADEP girmemiş, RP İstanbul ve tüm bölge illerinde 1’inci olmuştu. İstanbul’da Kürt seçmen oranı şuan yüzde 26. Kürtler bu seçimde AKP’ye oy vermezse, AKP, İstanbul’da çakılır.

3 Mart 2019 1 ay sonra yapılacak yerel seçimlerde sandık ya da sistem hilesi olmazsa, İstanbul, Ankara, Antalya ve Adana’yı CHP, Kars ve Iğdır’ı HDP kazanıyor.

13 Mayıs 2019 CHP,İstanbul seçim sürecini doğru yönetebilirse,uzun bir aradan sonra 73 ve 77’deki başarının tekrarını yaşayabilir. CHP,73 ve 77 Yerel Seçimlerinde İstanbul’da yüzde 56 oy almıştı. 73’te Ahmet İsvan,77’de Aytekin Kotil,CHP’den İstanbul BŞB seçilmişlerdi.

14 Mayıs 2019 Eğer YSK, İstanbul ilçelerinde de seçimi yenileme kararı alsaydı, CHP’nin Bayrampaşa, Bahçelievler, Beykoz, Beyoğlu, Çatalca, Çekmeköy, Eyüpsultan, Üsküdar, Sancaktepe, Silivri, Tuzla ve Zeytinburnu ilçelerini kazanma şansı çok yüksekti.

Yani demem o ki seçim sonuçları beni hiç yanıltmadı. Arkadaşlarım hep takılır “Acaba Almanya’dan Türkiye’yi daha mı iyi okuyorsun?” diye. Yarı şaka yarı ciddi “Evet” derim onlara. Sonuçta maçı uzaktan izliyor olmanız, sizi daha soğukkanlı değerlendirme yapmaya itiyor.

Son İstanbul seçim sonuçlarıyla birlikte AKP’ye yönelik yorumlarda iyimser bir hava görüyorum. Meselelere her zaman temkinli yaklaşmamla birlikte bu iyimserliğe bir anlam veremiyorum. Umarım yanılırım.

Şöyle ki son seçim sonuçlarıyla birlikte kimi kalemlere göre Erdoğan yeniden hukuka sarılacakmış. Ülkeye hak, hukuk, adalet gelecekmiş. Kim istemez bunu? Herkes ister ama kazın ayağı hiçte öyle değil. Şunu iyi bilmenizi isterim:

Erdoğan hukuka geri dönemez.

Neden mi ?

Çünkü hukuka dönülmesi demek Erdoğan’ın yargılanması ve müebbet hapis cezasına çarptırılması demek.

O yüzden Erdoğan’ın gerçekte yeniden hukuka sarılacağına hiç inanmıyorum. Belki makyajlık düzenlemeler yapabilir , ama meselenin bam teline asla dokunamaz. Zira hak, hukuk, adalet sloganda kalmayıp uygulanacaksa eğer , şu anda en başta Erdoğan olmak üzere yüzlerce AKP’li içeri girer.

Erdoğan hukuka geri dönemez.

Çünkü AKP, bir suç örgütü oldu . Öyle veya böyle 17 – 25 Aralık süreci bir yargı darbesi değil, hırsızların suçüstü yakalanmasıydı. Eğer bu süreç bir yargı darbesi olsaydı o dönemin bakanları Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar istifa ederler miydi hiç?

Erdoğan hukuka geri dönemez.

Çünkü gerçekten hukukun gerekleri yerine getirilse MİT Tırları Davası ‘ndan tutuklu olan yargı mensupları hemen tahliye olur. Bu kez o yargı mensuplarını içerde tutan siyasi irade yargılanır.

Çünkü herkes o tırların içinde ne olduğunu ve IŞID’a gittiğini çok iyi biliyor.

Hukuka geri dönemez :

Çünkü Sur, Cizre, Nusaybin, Silopi gibi Kürt yerleşim alanlarını yerle bir etti.

Çünkü Afrin’i hukuksuz bir şekilde işgal etti.

Çünkü Suriye’de gizli ve açıktan IŞID, ÖSO gibi gözü dönmüş terör çetelerini destekleyerek milyonlarca Suriyelinin evlerini ve yurtlarını terketmelerine sebep oldu .

Ayrıca bir ülkenin egemenlik haklarını hiçe sayarak sınırları içine terör gruplarının sızmasını sağlaması sebebiyle “insanlığa karşı suç” işlemekten uluslarası mahkemelerde yargılanabilir.

Çünkü kullandığı ayrıştıcı dil nedeniyle kin ve nefret tohumları ekerek halkı kutuplaştırdı.

Çünkü hukuksuzca çıkarılan KHK’larla
bir gecede yüzbinleri haksız ve hukuksuz bir şekilde işsiz bıraktı.

Çünkü KHK’larla sosyal ölü haline getirdiği insanlar, güvenli bir yaşam umuduyla yasadışı yollarla ülkeden kaçarken Meriç’te Ege’de boğuldular.

Çünkü yargıyı vesayet altına alarak, hamile, yaşlı, hasta insanların hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmasına sebep oldu. Hasta tutukluların ilacları verilmeyerek ve gerekli tedavileri yapılmayarak pek çok ölüme neden oldu.

Çünkü pek çok kamu kuruluşu ve hazine arazisi yandaşlara peşkeş çekildi ve artık ihaleler “ihale kanununa” göre değil adrese teslim edilir hale geldi.

Çünkü ülke tarihinde görülmedik biçimde insanların anayasal hakları olan “seyahat özgürlükleri” kısıtlandı ve yurt dışı yasaklı hale geldiler.

Çünkü yine anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü engellendi. Aynı şekilde haber alma özgürlükleri de engellenerek onlarca ulusal ve yerel gazete, tv ve dergi kapatıldı. Sadece haber yaptıkları için 200’e yakın gazeteci tutuklandı .

Yine ülke tarihinde görülmedik bir şekilde tutuklu insanların mallarına el kondu ve işyerlerine kayyum atandı.

Hukuka dönemez, çünkü Kürt yerleşim yerlerinde halkın iradesiyle seçilen belediye başkanları, sudan sebeplerle görevden alınarak yerlerine kayyumlar tayin edildi.

Çünkü hiç bir hükümet zamanında bu kadar çok iş kazasında ölen işçi olmadı .

Çünkü gözaltında ve tutuklanmış kişilere işkence uygulandığı raporlara girdi.

Çünkü 90’lı yıllarda Kürt’lerin korkulu rüyası olan beyaz toroslar, yerini siyah transporterlara bıraktı. Yurtiçinde ve dışında yaşayan 100’e yakın cemaat mensubu kaçırıldı ve bilinmeyen bir yerde aylarca tutularak işkence yapıldı.

Çünkü kanunlara göre tutuksuz yargılanmaları mümkün ve gerekli olan tutuklu anneleri nedeniyle 800’e yakın bebek hapishanelerde yaşamak zorunda kaldı.

Çünkü kanunlarda yer almadığı halde, devletin onay verdigi ve denetlediği sendikalara üye olmak suç sayıldı ve yine devletin vaktinde destek verdigi bankaya para yatırdı diye insanlar tutuklandı.

Çünkü kamu bankalarından usulsüz krediler alındı.

Gerçek olan şu ki, Türkiye şu anda bir siyasi parti tarafından değil bir suç şebekesi tarafından yönetiliyor. Bu suç şebekesi bilmiyor mu yarın hukuk tam anlamıyla işlerse yargılanmayacağını? 15 Temmuz darbe girişimi bile tam bir muamma. Birçok komutan duruşmalara katılmıyor, tutuklu askerlerle mahkeme salonlarında yüzleşmek istemiyor. O günlerde AKP’nin en kalemşor Milletvekili Şamil Tayyar, dünün Genelkurmay Başkanı bugünün Savunma Bakanı Hulusi Akarı kastederek şunları söylememiş miydi: “15 Temmuz aydınlanırsa, bugün kahraman dediklerimiz darbeci, hain dediklerimizin de tam tersi olacağını düşünüyorum”

Yine de her şeye rağmen iyimser olmak istiyorum ama saf da olmamak gerek. Şunu çok açık ve net söyleyeyim. Türkiye’de uygulanacak gerçek bir hukuk en başta Erdoğan olmak üzere dönemin bakanları, milletvekilleri, komutanları, bürokratları, yargı mensupları, iş insanları ve gazetecilerin sonunu getirir.

Haksızlık ve hukuksuzluk diz boyu. Hukuk demek yüzbinlerin hakkını alması demek. Yüzbinlerin hakkını alması demek Erdoğan ve şürekasının sonu demek. Erdoğan böyle bir son ister mi acaba? Ne düşünüyorsunuz? Erdoğan bırakıp giderse Marmaris’te torun seveceğini mi düşünüyorsunuz? Erdoğan da biliyor, düştüğü an kodesi boylayacağını. O yüzden yeniden hukuka dönmek öyle kolay değil. Zira hukuk demek Erdoğan’ın sonu demek… Ve bu son da öyle kolay olmayacak gibi duruyor. Umarım hukuka dönüleceği noktasında iyimser olanlar haklı çıkar ben yanılırım.