www.sarkpostasi.com

“BU ZİNDAN, BU KIRGIN, BU CAN PAZARI”

0

Türkiye’nin son birkaç yıldır özellikle elinde rehine olarak tuttuğu belli muhalif kesimlere yönelik baskı ve tasfiye siyasetinin özeti “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” şeklinde tarif edilebilir. Öldürülmek mi, hapiste yatmak mı ikileminde elbette ki hapis daha kabul edilebilir bir seçenek olmakla beraber getirdiği alt üst oluşlar “acaba ölüm seçeneği daha mı makuldu?” türünden muhasebelere de teşne bir durum.

Düşünün ki hapistesiniz ve bebeğiniz veya çocuğunuz da sizinle hapiste. Çocuğunuzun temel ihtiyaçlarını giderememek, onu normal koşullar altında büyütememek ve en kötüsü de bu cehennem hayatını ona izah edemek.
Ünlü İtalyan oyuncu ve yönetmen Roberto Benigni’nin “La Vita é Bella (Hayat Güzeldir)” filmi faşizme karşı çocuğu, hayatı savunmanın başyapıt filmlerinden. İzahı çok zor ağır faşizm koşullarını çocuğuna oyun şeklinde anlatan Yahudi bir babanın mücadelesini anlatıyor.

Şu anda Türkiye dünyanın en büyük çocuk hapishanesi. 12 Eylül faşizmine bile rahmet okutan uygulamalar var. 12 Eylül’ün faşizminin bütün ülkeye karabasan gibi çöktüğü yılları anlatan “Uçurtmayı Vurmasınlar” filminde de annesinin mahkûmiyeti dolayısıyla hapishanede yaşamak zorunda kalan küçücük bir çocuğun hikâyesi anlatılıyor. O dönemin ağır faşizmi bile çocuğun düşsel oyuncağı olan uçurtmayı vurmadı. Şu an çocukların düşleri, oyuncakları, gelecekleri hasta ruhlu bir güruhun elinde paramparça vaziyette. “Uçurtma Avcısı” romanındaki çocuk tecavüzcüsü, sert, uzlaşmaz, hasta karakterin “dava adamı” kimliğiyle kamufle olmuş, çocuklarımızın dünyasına kabus gibi çökmüş halini seyrediyoruz.

Şimdi Berlin’de Hitler döneminden kalma bir duvarın dibinde yurdundan sürgün bir avuç insan Türkiye cezaevlerindeki çocuklar için duyarlılık çağrısı yapıyor Alman vatandaşlarının acıyan bakışları altında. Zulümden kaçıp ıssız sularda boğulan, kıyıya vuran küçücük bedenlere, hapishanelerde travma yaşayan miniklere dikkat çeken insanların yüzlerine çöken hüznü, acıyı anlatan bir söz, bir şiir, bir şarkı var mıdır diye düşünüyor insan. Olmaz mı? Bu ülke acı, hüzün, sürgün, zulüm konusunda sanatçısına o kadar çok ilham kaynağı olmuş ki. Bugünlerin de zulmünü elbet bir şiir, bir şarkı, bir film dile getirecektir gelecekte. Ama ülkenin kaderi sanki hiç değişmeyecekmiş gibi.

Bakın üstad Ahmed Arif yıllar önce bu değişmeyen kaderi bugünü anlatır gibi nasıl anlatmış. Anısına saygıyla.

“BU ZİNDAN, BU KIRGIN, BU CAN PAZARI

Gördüler
Yedi cihan,
İn, cin Kaf dağının ardındakiler,
Kıtlık da kıran da olsa
Gördüler analar neler doğurur
Aman aman hey…
Dünyalar vardır elvan,
Bir su damlasında, bir kıl ucunda,
Meyvalar vardır, meyvalar,
Ağacı, omcası yok,
Sana vurgun, sana dost.
Beride Kabil’in murdar baltası
Ve kan değirmenleri,
Kader kahpesi.
Beride borazancıları o puşt ölümün,
Hazır ırzını vermeğe
Yiğitler vuruldukça.
Timsah kısmı çünkü yavrusunu yer
Akarsu duruldukça.
Cadı, yalan hamurunu dağ – dağ yoğurur
Aman aman hey
Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı,
Macera değil.
Yaşamak, sade “yaşamak”
Yosun, solucan harcıdır.
Öyle açar ki murat.
Susuz, güneşsiz de kalsa, koparılsa da
Şavkı, bulut güllerinden daha bir suna,
Daha bir burcu – burcudur.
Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı
Macera değil
Sardığım toprağımın altın sabrıdır.
O sert, erkek hüznüdür lahza başında
Cıgara değil.
Ve sevgilim uykusunda bağrır
Aman aman hey…
Meltemin bir tadı, ustura ağzı
Biri, kız memesi, tılsım,
Yağmurun bir damlası süzülmüş küfür,
Bir damlası, aşk.
Senin uykuların hayın,
Düşlerin kardeş.
Duyar mısın, anlayıp sızlar mısın ki?
Gece, samanyollarında rüzgar çıkıncayadek,
Mısralarım kardeş – kardeş çağırır
Aman Aman hey…
Serabın bir sonu vardır,
Ufkun, sıradağın sonu.
Uçarın, kaçarın bir sonu vardır
Senin sonun yok.
Mandaların, kavakların pazarı olur,
Senin pazarın olamaz.
Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.
Beni böyle şair, divane etmez,
Kızımın çatal göğsü.
Senin yüzün suyu hürmetinedir
Buğdalara, cevizlere yürüyen
Kara toprağın ak südü…
Bir bilsen kimlere tasa, kedersin,
Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?
Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar.
Akşam – akşam, kara sevdam ağırır
Aman, aman hey…”