www.sarkpostasi.com

Kızıldere’de Kaybedilen Bir Devrimci

0

 

“30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C) üyeleri Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) üyeleri Cihan Alptekin ve Ömer Ayna anısına saygıyla…”

 

 

70’li yıllar Türkiye’nin en karanlık yıllarıdır. Ülkeyi 80 darbesine getirecek sürecin kıvılcımları ta o yılların başında atılmıştır. 12 Mart 1971 Muhtırası sonrası 68 kuşağının sembol isimleri o yıllarda öldürülmüştür. Lider kadrodan kimileri bir köy evinde kıstırılarak, kimileri ise darağacına çıkarılarak yok edilmiştir.

 

 

O yıllarda bugünkü gibi iletişim araçları da yoktu. İnsanlar gelişmeleri radyodan dinliyor, bir gün sonra çıkacak gazetelerden okuyordu. Gazeteler, birçok kente çıktığı günün ertesinde ulaşıyordu.

 

 

O yılların belki de en karanlık yılı 72 yılı idi. İşte o yılın Mart ayı sonlarına doğru THKP-C ve THKO’lu bir grup genç, mecliste idam kararları çıkan 3 arkadaşını kurtarmak için makarna yüklü kamyon kasasında saklanarak yollara düşer. İlk durak Fatsa, ikinci durak Ünye’dir. Devrimci – Sosyalist 7 genç, bir – iki keşiften sonra NATO dinleme Üssünde görevli 3 İngiliz teknisyeni Ünye’deki evlerinin önünde rehin alır.

 

Aralarında Mahir Çayan ve Ertuğrul Kürkçü’nün de bulunduğu gençler, İngiliz rehinelerle birlikte kendilerini bekleyen 4 arkadaşına doğru gider. 4 arkadaş, Martın 30’unda Türkiye’nin kanlı tarihlerinden birine tanıklık edecek Kızıldere’dedir. Kızıldere, Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı bir köydür.

Gençlerin niyeti bellidir;Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ı idamdan kurtarmak. Şartları açıktır: “Siz Denizleri idam etmeyin, biz de İngiliz teknisyenleri serbest bırakalım”. Fakat işler hiç umulduğu gibi gitmez. Çünkü devlet, lider kadronun da içinde bulunduğu grubu temizleme niyetindedir. O yüzden İngiliz rehineleri de dert etmez.

Halbuki devlet isteseydi, bu işi kansız da çözebilirdi. Niyet, devrimci gençlerden 4’ü saklandıkları evin çatısına çıkıp taleplerini dile getirmeye başladığı sırada belli olur. Devlet gençlerin taleplerine silahla karşılık verir. İlk Mahir Çayan başından vurularak öldürülür. Gençler buna karşılık İngiliz rehinelerin yaşamına son verir. İş artık raydan çıkmıştır.

 

 

Kızıldere’deki ev önce yaylım ateşine tutulur. Ömer Ayna gözünden, Cihan Alptekin karnından vurulur. Bir süre sonra silah sesleri durur ve gençlerden teslim olmaları istenir. Gençler az önce kendilerini kurşun yağmuruna tutan güçlere teslim olmak istemez. Ölene kadar çatışma kararı alırlar. Muhtara ait evin içi roketatar mermiler ve o mermilerin pimi çekilmiş el bombalarını patlatmasıyla birlikte cehenneme döner. O katliamdan tek Ertuğrul Kürkçü kurtulur.

 

 

Arkadaşlarının evin sahanlık bölümünde yaşamlarını yitirdiğini anlayan Kürkçü evin içinde nöbet tuttuğu yerden eve bitişik samanlığa geçer ve orada saklanır. Asker içerden gelen silah seslerinin susması üzerine eve girer. Öldürülenlerin sayısından emin olmak için evin sahibi muhtarı çağırır. Muhtar “Evet bu kadar kişi gelmişlerdi” deyince asker akşam karanlığı çökmek üzereyken gençlerin cansız bedenlerini da yanlarına alarak Niksar Devlet Hastanesi’ne gider. Gençlerin cansız bedenleri üst üste istiflenerek, bir at arabasında taşınır.

Katliamda yaşamlarını yitiren gençlerin yakınları teşhis için Niksar’a çağrılır. O yakınlar arasında Kürkçü’nün babası da vardır. Babası “Ölenler içinde Ertuğrul yok”. deyice, Kürkçü’nün katliamadan sağ kurtulduğu anlaşılır. Ve Kızıldere de kendisinden önce ve sonra meydana gelen Dersim, Zilan, Maraş, Çorum ve Sivas katliamları gibi tarihteki yerini alır.

Kızıldere’de katledilenler unutulmadı ve unutulmayacak.

İşte onlardan biri… Sabahattin Kurt. Kurt; Vanlı olması nedeniyle ayrıca dikkatimi çekmiştir. Onunla ilgili yazmayı bugüne kadar çok istemişimdir. Fakat yeterince yazabilir miyim diye de hep endişe duymuşumdur. “Artık yazma vakti geldi” deyip kaynakları karıştırdım ve klavyenin başına geçtim. Kurt, 28 Ekim 1949 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde doğmuştur.

Gevaş’ı görenler bilir. Van’ın en güzel ilçesidir. Sırtını Artos’a, yüzünü Vangölü’ne dönen Gevaş, bağ ve bahçeleriyle meşhurdur. İlçe merkezinde hala 60’lı, 70’li yılların izini taşıyan çay bahçeleri, kahvehaneler, berberler, bakkallar ve manifaturalar vardır. Dünya harikası bu yer maalesef yavaş yavaş betonla tanışmaya başladı. Bağ ve bahçelerde betonarme yapılar yükselmeye başladı. Umarım birileri tehlikenin farkına varır ve buna bir dur der.

Gevaş’ın bu güzelliği insanına da yansımıştır. Komşuluk ve akrabalık ilişkileri çok güçlüdür. Asayiş olaylarına pek rastlanmaz. Şahsen Gevaş’ın 60’lı yıllarını görmeyi çok isterdim.

Kızıldere’de katledilen Sabahattin Kurt, işte o yılları görmüş geçirmiş bir Gevaşlı. Kitap okuma merakı ta o yıllarda başlamış. Akranları o yaşta oyun oynarken, o bahçede ceviz ağacı altına serilen kilimlerde kitap okumuş hep. Türk şiirinin en büyük kadın şairi Gülten Akın’la o yıllarda tanışmış. Akın, Sosyalist Kaymakam Yaşar Cankoçak’ın eşidir. Cankoçak’ın kaymakamlık yaptığı ilçelerden biride Gevaş’tır. Cankoçak ve şair eşi Akın anlatılanlara bakılırsa belki de en güzel günlerini Gevaş’ta yaşamışlar.

O yıllarda Akın’ı her hafta ziyaret edenlerden biride komşu oğlu Sabahattin Kurt’tur. Akın, Kurt’un ölümünden sonra yazdığı şiirlerinde ona “Sebo Can” der. Sebo Can her hafta Akın’dan ödünç kitap alır, okuduğu kitabı pazartesi günleri Akın’a iade edermiş. Akın o kitap alışveriş günlerini bir ritüel olarak değerlendirir.

Üniversite arkadaşlarının “Sabo”, Akın’ın “Sebo Can” dediği Sabahattin Kurt, dürüst, çalışkan, yardımsever ve cesur biriymiş. Ortaokulu Gevaş’ta, liseyi Malatya’da okumuş. 1966’da girdiği üniversite sınavında puanı tıp fakültesine yeterken, o Ankara Siyasal’ı tercih etmiş. Soranlara da “Bir gün Gevaş’a kaymakam olarak döneceğim”. cevabını verirmiş.

Kurt, Ankara’da okuduğu yıllarda devrimci – sosyalist hareketlere ilgi duyuyor. O yıllarda Karadeniz’de Akdeniz’de ve Ege’de arkadaşlarıyla birlikte çiftçilerin örgütlenmesi için çalışıyor. 28 Ekim 1949’da Gevaş’ta başlayan hayat 30 Mart 1972’de Kızıldere’de son buluyor.

Kurt’un Kızıldere’de katledilmesine aile önce inanamıyor. Radyoda ismini ilk duyduklarında isim benzerliği olabilir diye düşünüyorlar. Birkaç gün sonra acı gerçek, okudukları Gün Gazetesi sayesinde anlaşılıyor. Evet o katliamda katledilenlerden biride Sabahattin Kurt’tur. O ölüm ailede peş peşe gelen dramlara yol açıyor. Anne Saime üzüntüden gözlerini kaybediyor, baba Salih o kahırla ölüyor, kız kardeş Van’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybediyor.

Tabi dramların en büyüğü ailenin Sabahattin Kurt’a ait mezar yerini hala bulamaması… Kurt’un cansız bedenini olaydan 2 gün sonra katliamdan sağ kurtulan Ertuğrul Kürkçü tespit ediyor. O da giysilerinden. Teşhisten sonra aileye çekilen telgrafta apar topar Niksar’a gelmeleri söyleniyor. Yetişmeleri mümkün değil. O zaman ulaşım imkanları çok kısıtlı. Aile Niksar’a gönderdiği cevapta cenazenin usullere uygun defnedilmesini istiyor.

Aile Niksar’a gittiğinde cenaze için belirtilen yeri aramaya koyuluyor. Onlara gelen 2’inci telgrafta Kurt’un, Niksar – Şavşak Mezarlığı 52 Nolu mezara defnedildiği bilgisi verilmişti. Tüm aramalara ve sormalara rağmen mezar bulunamıyor. Cenaze belirtilen yerde değildir. Daha doğrusu belirtilen yer 52 Nolu mezarlık ortada yoktur. Aile yıllar yılı Kurt’un defnedildiği yeri bulmak için çabalıyor ama nafile. Bugün Kızıldere’de katledilenlerden sadece Kurt’un defnedildiği yer bilinmiyor. Birçok arkadaşı Kurt’un sonradan Gevaş’ta defnedildiğini sanıyor ama öyle değil. Kurt’un mezarı hala kayıp…

Kurt’un katledilmesi Şair Akın’ı da derinden sarsıyor. Nasıl sarsmasın çocukluğunu bildiği kitap dostunun ölümü? Akın sadece büyük şair değildir, bunun yanında vefalı bir dosttur. Kızıldere katliamı Akın’da derin izler bırakır. Akın katledilen tüm gençler için üzülür. Belki de o gençler içinde gördüğü, tanıdığı ve konuştuğu tek genç Sebo Can’dır. Akın, Sebo Can’ı unutmaz, şiirlerinde onu da anar. Akın’ın o şiirleri bir nevi Sebo Can’a yakılan ağıt niteliğindedir. İşte Sebo Can’ın anıldığı o şiir ve dizeler…

-VAN’DAN GELİRİK-
…YİĞİDİM, DEMİR YÜREKLİM
DAĞLARA VERDİĞİM SEBO CAN
ONCA KİTABIN ONCA KİTABIN
KAVLİNİ YÜKLENDİN
YABAN KEKLİĞİ MİYDİN
AL EDEN AVCIYA MI DÜŞTÜN
TUZ MU KOYDULAR GÖZENE
YANDIN YENİDEN YENİDEN Mİ DÖNDÜN ?

-AŞAĞIDA-
….AH SEBO, SEBO CAN
ONCA ZALIMIN ONCA ZALIMIN
ZULMÜNÜ YÜKLENDİN
DAĞLARDA YİTTİ TÜLÜN TELEĞİN
AMA KAN
AMA KAN DURUR

-AĞIT-
…SEMO KARDAŞIN BİNİP GİTTİ ATINA
SÜSEN VAKTI DEĞİL, NERGİS VAKTI DEĞİL
BİR TOP KARANFİL GÖTÜRDÜ
GÖMÜTÜNÜ BULUP DÖN
Not: Semo – Sabahattin Kurt’un kardeşi (Semih Kurt)

-SEMONUN KARDAŞINI ARAMA TÜRKÜSÜ-
ONU ARIYORUM
SAÇLARI KARADIR ALNI HARMAN YERİ
GÖZLERİ ÜÇ AYLIK KARACA GÖZLERİ
HİÇ KIŞ YAŞAMAMIŞ HİÇ AKŞAM GÖRMEMİŞ
YÜZÜ SICAK YAZ GÜNLERİ
ÇOCUKKEN ÇOK GÜLERDİ
X X X
ONU ARIYORUM
KOŞUNCA TAY, DURUNCA ŞAHAN
YÜRÜYÜNCE IRMAK
YAŞADIĞI HER GÜN PAZARTESİ
X X X
ONU ARIYORUM, O HEPİMİZİN
YELİ TUTUŞTURUR YÜREĞİNDEKİ
YAĞMURU KESER
SONSUZ BİR PAZARA GİRDİ DİYORLAR
SOL ELİNDE ÇILGIN BİR KÖPEĞİN DİŞ İZLERİ

-SAYILMIYOR KAÇ YOLUN ÇATINDAYIZ-
VAN DENİZİNDE GEVAŞ’TA
ADI SEBO, KARA BİR OĞLANLA
YİNE GÖRÜŞELİM DEYİP AYRILIYORUZ
GÖRDÜĞÜ HER BASILI KAĞIDI YUTMAKTAN
BİRAZ DALGIN
HALKINI SEVMEKTE ÖZYAZGILI
ALIP BAŞINI GİTTİĞİNİ DUYUYORUM
TOKADA
KIZIL GELİNCİKLER AÇAN DEREDE
TOPLU ÖLÜMLERLE ÖLDÜRÜLÜYOR
ŞİMDİ HER PARÇASI BİR DAĞDA
HER PARÇASI BİR DAĞDA

Kaynakça:
-Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi – İletişim Yayınları
-Sabahattin Kurt’un annesi ağlamaktan gözlerini kaybetti! – Murat Bjeduğ – http://t24.com.tr
– Gülten Akın definesinde Kızıldere: Adı Sebo, kara bir oğlan… Ah Sebo, Sebo can – Murat Bjeduğ – http://t24.com.tr